Milliyet Gazetesinin web sitesinde uzun zamandır ilk defa güzel birşey gördüm ve not düşmek istedim.
- AĞLAMAKTAN KORKMA. ZİHİNDEKİ ISTIRAP VEREN DÜŞÜNCELER GÖZYAŞI İLE TEMİZLENİR.
- BİR DÜŞMAN ÇOK, YÜZ DOST AZDIR.
- SON IRMAK KURUDUĞUNDA, SON AĞAÇ YOK OLDUĞUNDA, SON BALIK ÖLDÜĞÜNDE, BEYAZ ADAM PARANIN YENMEYEN BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLAYACAK.
- DERİNİN RENGİ İNSANLARI FARKLI KILMAZ. İYİ İYİDİR, KÖTÜ KÖTÜDÜR. BÜYÜK YARATICI HEPİMİZİ KARDEŞ OLARAK YARATMIŞTIR.
- DÜŞMANIMI CESUR VE KUVVETLİ YAP. EĞER ONU YENERSEM UTANÇ DUYMAMAYIM.
- KEHANET, MUHTEMEL BİR OLAYI KESİN BİR BAKIŞ İLE GÖRMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. HAVA YA BULUTLU OLACAKTIR YA DA GÜNEŞ AÇACAKTIR.
- VERDİKLERİ SÖZÜN SADECE BİRİNİ TUTTU ÇATAL DİLLİ SOLUK YÜZLÜLER; TOPRAKLARINIZI ALACAĞIZ DEDİLER VE ALDILAR.
- İNSANLAR TABİATTAN UZAKLAŞTIKÇA KALBİ KATILAŞIR. İNSANIN GÖZLERİ ÖYLE KELİMELERLE KONUŞUR Kİ DİL ONLARI TELAFFUZ EDEMEZ.
- SENİN VİCDANINI SENDEN BAŞKASI TEMSİL EDEMEZ.
- ŞEYTAN HAKKINDA KONUŞMAYIN. GENÇLERİN KALBİNDE MERAK UYANDIRIR.
- YANLIŞI GÖREN VE ÖNLEMEK İÇİN ELİ UZATMAYAN, YANLIŞI YAPAN KADAR SUÇLUDUR.
- GÖZÜN İLE DEĞİL YÜREĞİN İLE HÜKÜM VER.
- BİR KERE ‘AL ŞUNU’ DEMEK, İKİ KERE ‘BEN VERECEĞİM’ DEMEKTEN İYİDİR.
- ÖLÜLER GÜÇ VE BİLGİLERİNİ BERABERİNDE GÖTÜRMEZ, YAŞAYANLARA İLAVE EDER.
- ARKAMDAN YÜRÜME, BEN ÖNCÜN OLMAYABİLİRİM. ÖNÜMDE YÜRÜME TAKİPÇİN OLMAYABİLİRİM. YANIMDA YÜRÜ BÖYLECE İKİMİZ DE EŞİT OLURUZ.
- KOMŞUNUN HAKKINDA HÜKÜM VERMEDEN ÖNCE İKİ AY ONUN MAKOSENLERİYLE YÜRÜ…
- SU GİBİ OLMALIYIZ. HERŞEYDEN AŞAĞIDA AMA KAYADAN BİLE KUVVETLİ.
- YERYÜZÜNE İYİ MUAMELE ET. O BABANIZIN MALI DEĞİL, ONU ÇOCUKLARINIZDAN ÖDÜNÇ ALDINIZ.
Zamanın birinde filmin fragmanını görmüş ama pek iltifat etmemiştim. Geçen hafta nasıl olduysa bir şekilde film zihnimin bir köşesinden gözlerimin önüne fırladı.
Temin ettiğim filmi bugün Kadıköyden döndükten sonra izledim. Başrol oyuncularından Morgan Freeman’ın hakkında duyduklarımın etkisi ile izlemeye başladım. Midemi zor tutabildiğimi itiraf edebilirim.
Film ölüm haberi alan iki yaşlı adamın bir yapılacaklar listesi yapmasını tema olarak almış durumda. Ardından bu listeyi gerçekleştirmek için yola çıkıyorlar. Tabi adamlardan birinin çok zengin olması yola çıkmaktan ziyade uçmayı özel jetle tercih ediyorlar.
Genel olarak bir yerleri görmek üzerine kurulmuş. Bir uçuş hikayesi. Zaman zaman ölüm hakkında konuşmaları ve geçmiş hayatları ile hesaplaşma var.
Filmin sonunda ise şu harika şarkı var. Şarkıya geçmeden önce ise benim “Bucket List”im ne olurdu diye sormadım değil.
Uzun zaman önce bir hayalim vardı. Onun ilk adımlarını atmış ve ikinci adımı bir türlü atamamıştım. Sanırım bu hayali gerçekleştirmek için temel listem olacak ve bucket listim bayağı dolu olacak gibi.
Şarkı ve Videosu:
Arkadaşımla dün akşam Cevahir Alışveriş Merkezine gittik. İkimizden Ton balıklı birer salata alıp boş ve uygun bir masa aradık. Düşünüyorumda genelde en iyi yerdeki masalar hep doluydu. Ama kolonların yanındakiler yada yol üstedikler genelde boş. Belki yöneticiler o masalar için birer çözüm geliştirseler daha iyi olurdu.
- Masaların etrafına birşeyler konulması. Belki de bodur ağaçlar. İnsanın içine ormanda yeme hissi uyandırır.
- Neden bu ağaçlardan biri dilek ağacı olmasın. Modern bir hurafe üretilmiş olur.
Konudan sapmak istemiyorum. Yemekten sonra arkadaşım bir telefon görüşmesi yaptı. Yaptığı görüşmeye göre telefon ile kredi kartından istediği kadar kontör yükleyebiliyor. Bunun içinde 3 yıllık bir tahaüt ve yıllık 12 TL para ödemiş. Dünün sabahında ise 250 kontör yüklemiş ve kendisinden 54 TL alınmış. Tabi arkadaşım 3 taksit seçeneğini görünce kabullenmiş. Lakin firma 44 TL yerine kredi kartından 54 TL almış ve vade farkı uygulanmış. Arkadaşım da küplere binmiş durumda. Satış iptal edilmesini ve yüklenen kontörlerin geri alınmasını istiyor.
Karşı taraf ise mızmızlanıyor ve satışın yapıldığını belirtiyor. Arkadaşım ısrar ediyor ve bende ona destek oluyorum. Israrını devam ettirmesi için. Nihayetinde uzun bir konuşmanın ardından arkadaşım 2 tane kayıt açtırmayı başardı ve bugün işlem yapıp yapmadıklarını arayacak.
Sonrasında öğrendiğim ise:
Bu firma aracı bir firma ve bu işlemi kendileri yapıyorlar. Artı arkadaşım kendilerine güvenip kredi kartı numarasını veriyor ve onlar da bunun mükafatı olarak yıllık 12 TL alıyorlar. Ayriyetten taksitli alışverişlerde fahiş bir vade farkı uyguluyorlar. Dahası bunu satış yaptıklarında belirtmekten kaçınıyorlar.
Son iki gündür dikkatimi çekti. Belki daha önce de böyle bir durum mevcuttu ama yazarların hepsini okumadığım için farkında değildim. Aslında Haberturk Gazatesini basılı olarak okumadım hiç. Web Siteleri de karmaşık geldiği için pek bakmıyorum.
Herneyse aşağıdaki resme bakarsanız neden bunu dile getirdiğimi daha iyi anlarsınız.
Yazarı tanımıyorum. Daha önce hiç bir şekilde duymadım. Yalnız orada ne yapıyor anlamış değilim. Neden yazısı yok? Neden orası boş? Belki boş bir konu ama yine de merak etmeden duramadım.
Stephenie Meyer kitapçılarda ve korsancılarda gördüğüm serinin ilk kitabının uyarlanmasını izledim bu akşam.
Bir vampir hikayesi ve genç bir kızın keşif sürecini duygusal bir şekilde işlenmiş. Bildiğimiz klasik vampir hikayelerinden biraz farklı. Süper kahraman tadında vampirlerimiz. Kana olan açlıklarını dindirmek için farklı yollar deniyorlar.
Her hikayenin olduğu gibi bunun da kötü adamları/kadınları var. Vampirler. Cinayet işleyen ve insan kanı içenler. Genç bir kız için yapılan fedakarlıklar ve çıkan savaşlar.
İzlenmesi zaman zaman sıkıcı olsada sonunu gördürebiliyor. Bir daha dönüp bakar mıyım bilmiyorum? Muhtemelen yeni kitapta kurtları işlemiştir Meyer hanım. Orada da değişiklikler yaptığından eminim.
Ben de bu gün yazmaya başladım. Yavaş yavaş. Bakalım ne kadar devam ettirebileceğim.
Kardeşimle buluşup Ortaköy’e gidiyoruz. Yolda anormal bir kalabalık var. Ya da uzun zamandır Beşiktaş’tan yürümediğim için dikkatimi çekmemiştir. Neyse yolda Beşiktaş Belediyesinin astığı renga renk flamalar var çok hoşuma gidiyorlar. Canlı mı canlı renkler kullanmışlar. Bunu düşüneni tebrik ettim içimden. Yoldaki kalabalığın nedenini ise bir müddet sonra öğrendim. Meğer Kabataş Lisesinin 101. Pilav günü imiş ve eski mezunlar anılarını tazelemek için oraya akın etmişler.
Dönüşte Kabataş Lisesinin bahçesinden çıkan insanları görüyorum. Yüzleri den gülümseme yakalarında ise hangi yılın mezunu olduğunu yazan etiketler. Four Seasons otelinin önüne geldiğimizde ise kapalı bir bayan bizi durduruyor. Kabataş Lisesinden mi geliyorsunuz? Bu halimle içeri girebilir miyim? İçimi bir şaşkınlık sarıyor. Hafifçe gülümsüyorum. “ Oradan gelmiyoruz ama bir sürü insan var”
- Peki kapalılar içeri girebiliyorlar mı diye soruyor.
- Hiç bir fikrim yok. Göremedim de içerisini. Teşekkür edip ayrılıyor. Bir düşüncedir alıyor beni. Okulun eski mezunu. Kendi okuluna girip giremeyeceğinin tedirginliği içerisinde. Anıları tazeleyip tazelemeyeceğini bilmiyor. Ama hevesli de. O günleri yeniden hatırlamak istiyor. Ne yaptığını bilemiyorum. Belki kendisi ile gitseydim öğrenebilirdim. Belki de bilmemek daha iyisi.
Cehalet mutluluk mudur ne?
Facebook’ta bir video gördüm. Şık bir otomobil yolda süzülüyor. İçirisinde parlak ve yakışılı bir genç. Giyimi düzgün. Belli ki hali vakti yerinde. Yolda bir kızı görüyor ve arabasına alıyor. Bundan sonra ise bir şarkı başlıyor. Aklım şarkıda değil ama videoda. Kız ve erkek daha sonraları buluşuyorlar. Lüks restaurantlarda yemekler yiyorlar. Dışarda çok hoş vakit geçiriyorlar. Bir müddet sonra öğreniyoruz ki çocuk bir tamirci de çalışıyor ve araba servise gelmiş. Onu kullanmış. Arkadaşlarından borç almış. Şiirsel bir akıcıkla anlatılıyor. En sonunda ise arabayı sahibine teslim etme vakti geliyor ve araba kızın çıkıyor. Çouk şaşkın. Dudakları titriyor ve gözleri buğulanıyor. Bir kaybediş çığlığı atıyor içinde besbelli. Sonrasında gülümsüyor ve o an değişiyor herşey. Kız da kendisine katılıyor ve birbirlerine olan sevgileri başta yalan üzerine kurulsa da yeni bir aşamaya geçiyor.
Uzun uzun düşünmeden kendimle yaptığım bir konuşmada ben ne yapardım. Böyle bir durumda yalan söylerdim. Sanırım sevdiğim için, kaybetme korkusu için yalan söylerdim. Bir daha o anları o sevgiyi ve neşeyi bir yalan üzerine bile olsa yalan söylerdim.
Bilmiyorum vicdanım ne der? Beni yargılar mı yoksa yerden yere mi vurur. Nede olsa yaşamadığım belki yaşamayacağım bir durum.
Google da bir arama yaptım. İlgili aramalar akıllara ziyan. Tam bir felaket. Google’a ne oluyor bilmiyorum?
Buyrun

Outlook’umu açtığımda ve gelen emailleri kontrol etmeye başladığımda ilk önce inanamadım. Microsofttan gelen bir email. Windows 7 Beta ile ilgili.
Daha önceki emaili okumadan silmiştim çünkü Betadan RC ye geçmiştim ve her iki saatte bir bilgisayar kendini yeni başlatacakmış. Önceki epostalarında tarihi yanlış vermişler Beta için. Haziran değil de Temmuz olacakmış ve bu hatayı düzelten bir email göndermişler.
Demekki Microsoft’ta artık gönderdikleri epostaları doğru düzgün yazamayanlar var. Yazdıklarını okumayanlar ve kontrol edemeyenler doluşmuş. Yazık..
Gelen email aşağıda.

Geçen sene bir iş görüşmesi gittiğim Jobula uzun zamandır bana emailler gönderiyor. Yaklaşık bir senedir de iş aramadığım içinse de ilanlarını okumadan siliyordum. Bugün acaba emaillerinde listelerinden çıbabilir miyim diye baktım. Ve iptal ile ilgili bir link vardı. Hemen tıkladım ve iptal diye bir eposta çıktı karşıma. Hemen gönderdim.
Şimdi ise outlook iletisi geldi. Okumadan silmişler. Acaba beni listelerinden çıkardılar mı merak ediyorum. Bir sonraki dağıtımda bana eposta gelecek mi hafiften merak etmiyor değilim.